Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
You are here: Anasayfa arrow Ülser tedavisi
Duodenal ülser-peptik ülser tedavisi Yazdır E-Posta
 

Simetidin histaminin imidazol halkasını taşır, ranitidin de bu halkanın yerini furan halkası alır. Famotidin thiazol halkası taşır, nizatidin ise famotidinin thiazol halkasını ve ranitidinin yan zincirlerini içerir. Yeni bir ajan olan roksatidin asetat iki halkalı bir piperidin türevidir. Simetidinin etkinliği bir kabul edilerek diğer ajanların etkinliği Tablo 2. de görülmektedir. Simetidin en az, famotidin ise en potent ajandır, ilacın etkinliği ile DÜ iyileştirme hızı aynı oranda paralellik göstermiyebilir. Doz ayarlanmasında ilacı etkinlik oranı ile verilen dozların oranı paralellik göstermeyebilir. Ranitidin simetidinden 6 kez etkili olduğu halde tedavi edici doz simetidin için 800 mg ranitidin için 300 mg dır.
H-2 reseptör antagonistleri DÜ semptomlarının düzelmesinde, ülserin iyileşmesinde, ve ülser rekürrensini ön lemede etkilidir. Optimal tedavi süresi bilinmemekle birlikte, DÜ lerin çoğu 4-6 hafta içinde iyileştiğinden bu süre yeterli görülmektedir ancak yaşlı ve sigara içenlerde 8 haftaya uzatılabilir. Simetidin.

Simetidin ince barsaktan kolaylıkla absorbe edilir, kanda 45-90 dakikada pik düzeyine ulaşır, ve yarı ömrü 2 saattir. Oral alınan simetidinin 50% si değişmeden, geri kalanı ise sulfokside metabolize olduktan sonra böbreklerden atılır. Bu nedenle böbrek yetmezliği olanlarda simetidinin dozu 50% azaltılmalıdır. DÜ de önerilen simetidin dozu oral olarak günde dört kez 300 mg, veya iki kez 400 mg, yada gece tek doz 800 mg dır. Simetidinin yan etkileri oldukça az olup antiandrojenik etkisi nedeniyle göğüslerde hassasiyet, duyarlılık, ve uzun süre, yüksek dozda kullananların yaklaşık %0.3 de jinekomastiye yol açar. Hastalarda oluşan jinekomasti ve impotans ilaç kesildikten veya ranitidine geçildikten sonra büyük ihtimalle düzelir. İntra-venöz bolus simetidin tedavisi verilen hastalarda hiperprolaktinemi olabilir bu etki ağızdan ilaç kullananlarda görülmez. Hastalarda nadiren bulantı (%1), kusma (%0.8), agranülositozis, trombositopeni, aplastik anemi, anaflaktoid re¬aksiyonlar, interstisiyel nefrit, bitkinlik, bradikardi, serum kreatinin ve transami-naz değerlerinde artış, çok seyrek olarakta hepatit görülebilir.
Santral sinir sistemine ait yan etkiler (%1) konfüzyon, baş ağrısı ve sersemlik hissi olup nadirdir. Mental durum değişikliği genellikle devamlı bakım ünitelerinde yatan böbrek ve karaciğer sorunları olan yaşlı hastalarda görülür. Simetidin sitokrom P-450 yi inhibe ederek bu yolla metabolize edilen teofilin, propranolol, fenitoin, varfarin,diazepam, ve klordiazopoksid gibi ilaçların yarılanma sürelerini uzatır. Bu ilaçları alan hastalara diğer H-2 reseptör anta¬gonistleri verilmeli veya hasta fenitoin, teofilin, varfarin veya tedavi aralığı dar olan diğer ilaçlardan alıyorsa ilaçların kan düzeylerine bakılmalıdır.

Ranitidin.

Ranitidinin yarılanma zamanı simetidin ile aynıdır. Ancak ranitidinin 50% si karaciğerde metabolize edildiğinden karaciğer fonksiyonları bozuk olanlarda ilacın yarılanma zamanı uzar. Bu durum sirotik ve yaşlı hastalar da dikkate alınmalıdır. Simetidinden daha potent olduğundan günlük uygulanan doz düşüktür. Günde oral olarak iki kez 150 mg veya 300 mg gece tek doz olarak verilir. Gece yatarken 150 mg verildiğinde ülser rekürrensini önler. Ranitidin de simetidine benzer yan etkilere neden olur. Bunlar jinekomas¬ti, bradikardi, nötropeni, trombositopeni, mental konfüzyon, diyare, baş ağrısı, raş, hepatit, ve hiperprolaktinemidir. Ba¬zı ilaç etkileşimleri olduğu belirtilmişse de mekanizması açıklanamamıştır. Teofilin ile klinik önemi olabilen etkileşimi görülebilir. Ranitidinin varfarin klerensini düşürdüğü bilinmekle birlikte bunun klinik önemi yoktur.

Famotidin.

Bunun daha önce bahsedilen diğer iki ilaçtan farkı yarılanma zamanının daha uzun (2.5-3.5 saat) ve antisekretuvar etkisinin %30 daha uzun süreli olmasıdır. Bu nedenle DÜ tedavisinde daha az dozda (gece tek doz 40 mg) verilir. Gece yatarken 20 mg verildiğinde DÜ rekürrensini önler. Bu ilacın %70 i böbreklerden atılır, ileri derecede böbrek yetmezliği olan hastalarda doz azaltılmalıdır. Karaciğer hastalarında doz ayarlaması gerekmez. Famotidinin yan etkileri azdır Baş ağrısı en sık görülen yan etkisi olup, mental konfüzyon da rapor edilmiştir. Kemik iliği süpresyonu nadir olup diğer H- H-2 antagonistlerinl den azdır, trombositopeni yapabilir. Te ofilin ile ilaç etkileşimi sadece bir olguda gösterilmiştir.

Nizatidin.

Yeni bir H-2 reseptör blokörü olup etki mekanizması diğerleri ile aynıdır. Bu ilaçla yapılan çalışma sayısı az olmakla beraber DÜ tedavisinde ve rekürrensin önlenmesinde etkili olduğu gösterildi. Yan etkileri ve ilaç etkileşimleri konusunda yeterli veri yoktur.

Antikolinerjik ilaçlar.

Antikolinerjik ilaçlar asetil kolinin muskarinik etkisini bloke ederek gastrik asit sekresyonunu azaltırlar. Ancak ağız kuruluğu,bulanık görme, idrar retansiyonu, ileus, ve glokomu presipite edici yan etkileri nedeni ile klinikte yaygın olarak kullanılmamaktadır. Pirenzepin ve telenzepin selektif M-1 reseptör inhibitörü olup asit sekresyonunu azaltıcı etkisi düz kas, kalp kası, ve tükrük bezi üzerine olan etkilerinden fazladır. Bunların asit sekresyonunu inhibe edici etkileri H-2 reseptör inhibitörlerinden azdır. Bu ilaçlarla klinik çalışmalar devam etmekte olup rezistan olgularda H-2 reseptör an-tagonistlerine ilaveten pirenzepinin gün¬de iki üç kez ağızdan 50 mg olarak verilmesi önerilmektedir.

Omeprazol.

Asit sekresyonunda son basamak paryetal hücrenin lümene bakan yüzünde bulunan H + K + ATPaz pompasıdır. Bu proton pompasının inhi¬be edilmesi herhangi bir yolla stimüle edilmiş asit salınımını belirgin şekilde azaltır. Bir benzimidazol türevi (benzimidazol sulfoksid) olan omeprazol, zayıf bir bazdır bu nedenle ince barsakta alkali pH da emilir. Dolaşıma geçtikten sonra asidik bir ortam olan paryetal hücre tü-büloveziküler ve kanaliküler kompartmanlarında toplanır. Asit ortamda oluşan omeprazolün sulfoksid metabo liti H + K + ATP aza irreversibl olarak bağlanarak onu inhibe eder. Omeprazo lün etkisinin kalkması için yeni bir ATPa in sentezlenmesi gereklidir. Omeprazol asit labil olduğundan mutlaka enteril kaplı preparatlar olarak verilmelidir. Antisekretuar etkisi 24-72 saat arasında olup etkisinin uzunluğu serum yarılanma ömründen çok irreversibl olarak H + /K + ATPaz pompasını inhibe etmesine bağlıdır. Omeprazol günde 20 mg veya üzü-rinde verilecek olursa hastaların çoğunda asit sekresyonunu inhibe eder. Omeprazol 20 veya 40 mg verildiğinde ilk iki haftada DÜ iyileşme hızının simetidin ve ranitidinden fazla olduğu dördüncü haftada ise aradaki farkın kapandığı görüldü.
Omeprazol uzun süre kullanılırsa asit süpresyonuna bağlı midede bakteri kolonizasyonu, enterik infeksiyon, ve hipergastrinemiye neden olabilir. Hipergastrineminin sıçanlarda gastrinomaya neden olabileceği ileri sürülmüşsede in¬sanlarda on binlerce hastada kullanılmış olmasına rağmen benzer değişikliklere rastlanmamıştır. Omeprazol sitokrom P-450 enzimlerini inhibe ettiğinden bu metabolik sistemi kullanan ilaçların metabolizmasını yavaşlatabilir, ancak bu¬nun klinik önemi henüz tam olarak aydınlatılamamıştır.

Antasit.

Antasitler gastrik asiditeyi azaltarak gastrik ve duodenal pH yi yükseltir, ilaveten pH. 4 ve üzerinde olursa pepsin de inaktive olur. Alimünyum hidroksid pepsini absorbe ederek peptik aktiviteyi azaltmaktadır ancak bunun klinik önemi bilinmemektedir. Gastrik boşalma zamanı antasitlerin midede kalış süreleri ve etkinlikleri yönünden en önemli faktördür. Açken verilen antasitler midenin hızla boşalması nedeni ile 20-40 dakika süreyle etkilidir, fakat yemekten 1-2 saat sonra verilen antasitler daha uzun süre etki ederler. Mide asidinde yemekten 1-3 saat sonra hızlı bir yükselme görüldüğünden bu süre antasit verilmesi için optimum zamandır.
Antasitler çok miktarda (1007 mmol/L /gün) yemeklerden 1 ve 3 saat sonra ve yalarken olmak üzere yedi doz olarak verilirdi. Bu uygulamada amaç mide boşal¬masının yavaş olduğu zaman maksimum dozda antasit vererek mide asidini nöt-ralize etmektir. Ancak yakın zamanda günde dört kez birer tablet alümünyum hidroksit ve magnezyum karbonat içeren tabletlerden verildiğinde DÜ'i simetidinin 800 mg gece dozuna eşdeğer oranda ve plasebodan daha etkili olarak iyileştirdiği gösterildi. Bu dozda antasidin nötralize edici kapasitesi (120 mmol/L/gün) çok düşük olduğundan etkisini sadace nötralizasyona bağlamak güçtür. İlaveten antasitlerin bu dozda pepsini inaktive ederek, safra asitleri ve lizolesitine bağlanarak, bikarbonat sekresyonunu stimü-le ederek, ve sitoproteksiyonu artırarak etkili olduğu sanılmaktadır.
Magnezyum içeren antasitler doza bağlı olarak özellikle böbrek yetmezliği olanlarda diyare ve hipermagnezemiye neden olurlar. Alimünyum hidroksit intestinal fosfat absorbsiyonunu bloke ettiğinden hipofosfatemiye neden olur.
Alimünyum hidroksit ile uzun süren tedavilerde hipofosfatemiye ilaveten idrar ve dışkı yolu ile kalsiyum kaçağı da artacağından osteomalazi ve osteoforoz gelişebilmektedir. Alimünyum hidroksit idrarla atıldığından böbrek yetmezliği olanlarda nörotoksisiteye neden olabi¬lir. Antasitler sodyumda içerdiklerinden duyarlı hastalarda hipervolemiye neden olabilirler. Çok miktarda kalsiyum karbonat ve absorbe edilebilen alkali alındığında hiperkalsemi, alkaloz, böbrek hasarı, ve süt alkali sendromuna yol açabilir. Antasitler bazı antibiyotikler, varfarin, digoksin, antikonvülsanlar, antiinflamatuar ilaçlar ve simetidin gibi ba¬zı ilaçlara bağlanarak onların absorbsi-yonlarını engelleyebilir.
Günümüzde antasitler genellikle H-2 reseptör antagonistlerinin ülseri iyileştirme etkisi ortaya çıkıncaya kadar semptomatik dönemlerde önerilmektedir. Alüminyum-magnezyum içeren tabletler için nötralize edici en düşük doz olan 30 mmol tedavi amacı ile yemeklerden 1-3 saat sonra ve yatarken toplam dört doz olarak verildiğinde dört haftada DÜ li hastaların 74% ünün iyileştiği gösterildi.

Prostaglandinler.

Prostaglandinler oral veya parenteral verildiğinde histaminin yol açtığı cAMP sentezini önleyerek mide asit sekresyonunu azaltır. Serebral etkiyle de de mide asit sekresyonunu inhibe edebilmektedir. Mide ve duodenumdan bikarbonat sekresyonunu stimüle eder. Mide ve ince barsak mukozası üzerinde koruyucu (sitoprotektif) etkisi vardır. Siklik AMP yapımını arttırarak intestinal sekresyonu artırır. Düz adalelerde kontraksiyona yol açar. Beş prostaglandin analogunun (enpros-til, rioprostil, arbaprostil, trimoprostil, ve enisoprostil) DÜ tedavisinde plasebodan daha etkili olduğu gösterildi. Misoprostol günde dört defa 200 mikrogram veya iki kez 400 mikrogram verildiğinde DÜ i iyileştirme hızı simetidine eşittir. Enprostol, yarı ömrü uzun olup daha potent olduğundan günde iki defa 35 mikrogram, gece yatarken 70 mikrogram verildiğinde DÜ iyileşme oranının simetidine eşdeğer olduğu görülür. Ancak iki çalışmada ranitidinin (150 mg günde iki kez ve 300 mg gece dozu) DÜ i iyileştir¬mede ve ağrıyı azltrnada enprostolden daha etkili olduğu gösterildi.
Prostaglandinler mide asit sekresyonunu inhibe ettiklerinden dolayı DÜ leri iyileştirirler. Sitoprotektif olmaları diğer avantajları olup serum gastrin düzeyini arttırmazlar ve sigara içenlerde prostaglandinler ile tedavide ülser iyileşme oranı düşük değildir.
Misoprostolün en sık görülen yan etkisi karın ağrısı ve diyaredir (%13-39). Diyare doza bağlı olup nedeni ince barsak kaslarının kontraksiyonun ile su ve elektrolit sekresyonunda artmadır. Misoprostol uterotonik olup 400 mikrogram tek doz bile uterus kontraksiyonlarını artırır, kanama, ve abortusa yon açar. Bu nedenle doğurganlık yaşındaki bayan¬larda kullanılması kontrendikedir.

Sukralfat.

Sukralfat sükroz oktasülfatın alüminyum tuzudur. Asıl etkisi ülser kraterine bağlanıp onu koruyarak olur. Midede asit pH da alüminyum hidroksit sukralfat dan ayrılır ve geriye negatif yüklü artıklar kalır. Polimerize olan sukralfat molekülleri viskoz bir yapı oluşturur ve negatif yüklü olduğundan pozitif yüklü proteinler içeren ülser tabanındaki nekrotik dokuya bağlanır ve üzerinde bir tabaka oluşturur. Bu bağlanma pH < 3.5 ise artar. Sukralfatın diğer etkileri; hafif derecede tampon etkisi vardır, pepsinin etkisini azaltır, safra tuzlarını bağlar, trofik etkisi vardır, müküs ve bikarbonat yapımını artırır. Müküs ve bikarbonat yapımını artırması muhtemelen lokal prostaglandin sentezini stimüle etmesine bağlıdır. Hangi etki ile olursa olsun sukralfat DÜ iyileşmesinde etkin bir ilaçtır. Günde dört kez 1 g (yemeklerden birer saat önce ve yatarken) verildiğinde DÜ iyileştirme oranı simetidine eşdeğer olup günde iki dozda 2 g verildiğindede aynı derecede etkilidir. Öğlen yemeğinden bir saat önce ve yatarken 1 gm verildiğinde DÜ relapsını önlemede etkilidir (bir yıllık relaps oranı plasebo için %86, sukralfat için %30). Sukralfat tedavisi ile oluşan DÜ iyileşmesi sigara içiminden etkilenmez.
Sukralfatın oldukça emin bir ilaç olduğu gösterilmiştir. Bulantı ve ağızda metalik tat görülmekle beraber özellikle yaşlı hastalarda en çok sıkıntı yaratan yan etkisi kabızlıktır. Alüminyumun absorbsiyonu ve fosfata bağlanması ancak böbrek yetmezliği olanlarda sorun oluşturabilir. Sukralfat absorbsiyonu çok az olduğundan gebelerde seçilmesi gereken ilaçtır. Bazı ilaçlar da bağlanabilir, özellikle varfarin alanlara dikkat edilmelidir.
Published in : ülser, Duodenal ülser epidemiyoloji
Keywords : Duodenal ülser-peptik ülser tedavisi

Users' Comments ()

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.9 © 2007-2012 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
Sonraki >
Anemi Tedavisi Denizl ilahi dinle ilahiler dinle Abdurrahman Önül İlahileri lazer epilasyon saç ekimi burun estetiği evden eve nakliyatDemet Akalın dizi izle Oyun Yamaları diyet sohbet  diyet karadağlar dizisi izle forum dinle indir oyun indir anket doldur para kazan anket doldurarak para kazanma borç sorgulama  sohbet  video izle Sağlık Kaliteli Siteler Topluluğu