Ülserde patogenez | Duodenal ülserde (peptik ülser) patogenez |
|
|
|
Duodenal ülser patogenezinde asit ve pepsin hipersekresyonu ile mukozal rezistansın bozulması önemli olup heredite, çevre¬sel ve diyetetik faktörlerin de ilave katkıları bulunmaktadır. Asit sekresyonunu inhibe eden ilaçlarla duodenal ülser in iyileşebilmesi patogenezde asit salınımının önemini göstermektedir. Ancak asit hipersekresyonu duodenal ülser li hastaların küçük bir gurubunda görülmekte olup, bazan gastrinomanın varlığında aşırı asit ve pepsin hipersekresyonuna rağmen bile duodenal ülser oluşmayabilmesi duodenal ülser patogenezinde diğer faktörlerinde önemli olduğunu göstermektedir. Asit sekresyonu ve peptik ülser duodenal ülser oluşumu mide sekresyonunda asit ve peptik aktivitenin varlığı ile yakından ilgilidir. Gastrik ülserin aksine duodenal ülser li hastaların yaklaşık üçte birinde aşırı asit sekresyonu vardır. Hastaların çoğunda bu aşırı asit artımı asit sekrete eden gastrik mukoza kitlesinin artmasına bağlıdır ve duodenal ülser li hastalarda total paryetal hücre kitlesi kontrol gurubundan 1.5-2.0 kat fazladır. duodenal ülser li hastaların küçük bir gurubunda asit hipersekresyonu vagusun aşırı aktivitesi sonucu oluşan bazal asit sekresyonundaki artış nedeniyledir. Paryetal hücrelerin aşırı duyarlılığı nedeniyle iç ve dış uyaranlara aşırı asit sekresyonu cevabı duodenal ülser oluşumunda etkili olabilir. Klasik asit yoksa ülser de yoktur ("no acid no ulcer".) sözünün asit ve peptik aktivite yoksa ülser de yoktur ("no acid and peptic activity no ulcer.") olarak genişletilmesi gerekir; zira pepsin olmaksızın asit çok az etkilidir ve pepsinin duodenal ülser patogenezindeki rolü çok önemlidir. Pepsin prekürsörü olarak sekrete edilen pepsinojen sadece asidik ortamda pepsine dönüşür. Pepsinin" proteolitik aktivitesi pH > 3.5 ise azalır, pH > 6.0 ise pepsin irreversible olarak inaktive olur. duodenal ülser in asit ve peptik aktivi-teye bağımlılıkları bir antisekretuar ajan olan ve paryetal hücre üzerindeki K + H + ATPaz pompasını total olarak inhibe eden omeprazolün etkisi ile de desteklenmektedir. Omeprazol uzun süren konvansiyonel ülser tedavilerine cevap vermeyen duodenal ülser leri başarı ile iyileştirmekte ancak ilaç kesilince ülserin tekrarlaması antisekretuar tedavinin kürâtif olmadığını göstermektedir. Mukozal defansın bozulması Mukozal bütünlüğün sağlanmasında mukozal kan akımı, mukus ve mukozal bikarbonat sekresyonu, hücre yenilenmesi, prostaglandinler ve mukozal bariyer rol almaktadır. Mide asit sekresyonu normal olan hastalarda muhtemelen mukozal rezistansın bozulması duodenal ülser oluşmasına neden olur. Ancak duodenal ülser etyolojisinde asıl faktör asit peptik aktivitedir. Mukozal rezistansı bozan iki önemli faktör NSAİİ ve H.pylori infeksi-yonudur. Prostaglandinler Mukozal prostaglandinler müküs ve bikarbonat sekresyonunu stimüle eder. Zedelenme sırasında mukozal kan akımının devamı¬nı sağlayarak tahribatın daha derine ulaşmasını önleyer ve böylece mukozal proliferatif zonu korur. Asit stimülasyo-nundan sonra duodenal mukozada prostaglandin yapımı duodenal ülser li hastalarda kontrollerden azdır. Bu durum duodenu- ma asit akışı sırasında duodenal ülser li hastaların yanıtlarının yetersiz olduğunu göstermektedir, ilaveten duodenal ülser li hastalarda duodenal biyopsi örneklerinde prostaglandin sentezinin bozuk olduğu da gösterildi. NSAİİ lar gastrik mukozadan prostaglandin sentezini inhibe ederler bunun duodenal ülser oluşumuna katkısı sınırlıdır. Duodenal mukozal rezistansın oluşmasında prostaglandinler rol almakla birlikte diğer mekanizmalar prostaglandinler olmaksızın da mukozal rezistansı sağlayabilmektedir. Sigaranın duodenal ülser oluşumu üzerine olan etkisinde prostaglandin yapımını azaltmasıda rol oynayabilir. Bikarbonat ve müküs sekresyonu duodenal ülser oluşabilmesi için duodenuma ulaşan asitin nötralize edici bikarbonat miktarını aşması gerekmektedir. duodenal ülser li hastalarda bazal ve asitle stimüle edilmiş bikarbonat sekresyonu yetersiz bulundu. Genel kanı duodenal ülser li hastaların mukozal bikarbonat bariyerlerinin bozulduğu ve bundan da kısmen yetersiz duodenal bikarbonat sekresyonunun sorumlu olduğudur. Bu durumda asit duodenal mukozada daha çok tahribat yaparak duodenal ülser oluşumuna neden olabilir. duodenal ülser ve gastrik ülserde müküs jelinde bulunan duodenal ülserşük molekül ağırlıklı glikoproteinlerin oranı arttığından daha gevşek jel teşekkül etmektedir. Bu müküs daha az kuvvetli bir tabaka oluşturmakta dolayısı ile mukoza asit ve pepsinden daha çok etkilenmektedir.
|
Gönderilen yeni yorum yok
| < Önceki | Sonraki > |
|---|